Özellikle belirtmeliyiz ki bu konu Kur’an-ı Kerim’de sadece Bakara Suresi 102. ayette geçmektedir. Anlatacaklarımız, ayetin içerisinde Harut ve Marut adlı iki meleğin dünyaya gönderilmesi üzerine bulunan atıftan hareketle, tarihsel rivayetler araştırılarak yazılmıştır.
Hikayemiz Babil’de başlar. Babil, o dönemin çok tanrılı inancını ve bolca farklı ibadethanesini barındıran karmaşık bir yerdir. Babil genellikle hak dinlerin atıf yaptığı konulara şahit olmuştur; ancak haksız yere kan dökülen, zina ve puta tapınmaların yaygın olduğu, hikayemizin geçtiği sırada kötü yönetilen bir ülkeydi.
Melekler gökyüzünden dünyayı izlerken, insanların Allah’ı zikretmediğini, O’nun gönderdiği yasalara uymadıklarını ve sürekli günah işlediklerini belirtirler. Allah ise bu konuda insanların meleklerden farklı olduğunu, onların bir nefsi ve iradesi olduğunu anlatır. Onlara hitaben; “Siz de o nefse sahip olsaydınız, onlar gibi olabilirdiniz” der.
Bunun üzerine melekler kendilerini ispatlamak için dünyaya inmek üzere görev isterler. Aralarından Harut ve Marut seçilir. Harut ve Marut’a dünyevi bazı duygular (yarım bir irade olarak anılabilir) bahşedilerek Babil’e gönderilirler. Onlara; haksız yere başkasını öldürmemek, zina etmemek, puta tapmamak ve şarap içmemek kaidesi ile bu görevin bahşedildiği söylenir.
Harut ile Marut’un görevi; gündüz insan görünümünde dünyevi işler ile ilgilenmek, gece ise Allah’ın en büyük ismini (İsm-i Âzam) zikrederek göğe yükselerek Allah’ı zikretmektir. İlim ve bilimden bahseden bu iki melek, kısa sürede orada (Babil) kadı (hakim) olarak görev yapmaya başlarlar ve insanların arasındaki sorunları adaletli bir biçimde çözmeye çalışırlar.
Bu davalardan biri ise Zühre ile kocasının davasıdır. Zühre o sırada Babil’deki en güzel kadındır ve onunla sevgili olmak her erkeğin hayalidir. Bu hayali bilen erkekler sürekli olarak onun adına birbiri ile dövüşür ve haksız yere kan akıtırlar. Zühre bu durumu fırsat bilerek, kendi çıkarı açısından kan dökülmesin diye; “Kim daha zengin ise o benimle birlikte olabilir” der. Böylece en zenginler onunla birlikte olmak için birbirine parası ile üstünlük kurmaya başlarlar. Diyebiliriz ki Zühre, tarihteki ilk fahişeliği icat eden kişidir.
Zühre’nin kocası ile olan davası Harut ve Marut’un hakimliği karşısına çıkar. Anlaşmazlık orada çözülür fakat Zühre’nin güzelliğinden Harut ile Marut oldukça etkilenmiştir. Bu etkilenme sebebiyle Zühre ile iletişimde kalmak onların hoşuna gider. Zühre ise Harut ile Marut’u takip ederek veya ettirerek, geceleri onların bir şekilde göğe yükseldiğini öğrenir.
Bu bilgiyi elde etmek isteyen Zühre, Harut ile Marut’u yanına davet eder. Melekler bu davete katılırlar. Anlatılana göre Zühre bu görüşmede; “Eğer bana göğe nasıl yükseldiğinizin sırrını verirseniz ben de size kendimi veririm” der. Harut ve Marut ise “Bunu yapamayız, Allah’tan korkarız” derler.
Bunun üzerine Zühre taktik değiştirir; “O zaman biraz şarap içelim, konuşalım” diyerek ısrar eder. Harut ve Marut, Zühre’nin güzelliği karşısında “En azından şarap içmek, adam öldürmek veya zina etmekten daha küçük günah kalır” diyerek şarabı içerler. Fakat şarap, Harut ve Marut’un buna alışık olmayan bedenlerine ağır gelir, bilinçleri karışır. Bunu fırsat bilen Zühre onlara sokulur ve zina etmelerine sebebiyet verir.
Harut ve Marut ile birlikte olan Zühre, onlardan miracın sırrını tekrar ister. Sarhoşluk ve zinanın verdiği akıl dağılması ile bu iki melek miracın gizli sırrını (İsm-i Azam) Zühre ile paylaşırlar. O sırada zührenin evine uğrayacak olan biri bu duruma şahit olur ve insanlara anlatmaması için Harut ve Marut tarafından bu kişi öldürülür.
Bunu fırsat bulan Zühre onlardan uzaklaşarak bir açıklığa gelir, öğrendiği sırrı zikreder ve miraca yükselmeye başlar. Bu sırada Allah olan bitenden haberdardır ve Zühre’nin yükselişini durdurur. Ona bir gezegen olma görevi yüklenir. “Sen ve çocukların zamanın sonuna kadar Zühre yıldızı olarak (Venüs gezegeninin günümüzdeki adıdır) görevini üstleneceksin” denilir. Ayrıca zamanın ehlinde Melhame-i Kübra savaşından önce “Benim çocuğum şuradadır” diyeceksin görevi olduğu söylenir (söylentilerde Hatay ilimizdeki bir bölgeyi işaret edeceği iddia edilir).
Harut ile Marut’a gelince; sabah olunca akılları şarabın sarhoşluğundan arınır ve “Aman biz ne yaptık!” derler. Hemen sırrı zikredip göğe yükselmek isterler fakat yükselemezler. Büyük bir pişmanlık içerisinde dünyada hapis kalmaktan kahrolmaya başlarlar.
Rivayete göre bunun üzerine kendilerine Allah tarafından o sırada dünyada bulunan bir peygamber görevlendirilir ve dünya cezası ile ahiret cezası arasında seçim yapmaları istenir. “Dünya zamanı kısadır, ahiret sonsuzdur” diyerek dünya cezasını çekmek istediklerini peygambere bildirirler. Peygamberin emri ile onlar bir kuyuya ters olarak bağlanır ve dilleri uzatılarak bağı çözülür.
Böylece soru soran herkese cevap vermeleri görevi verilir. Zamanın sonuna (kıyamet) kadar burada tutsak olarak kalacaklardır. Ancak Allah onlara çok kesin bir şart koşmuştur. Büyü öğrenmek için kuyuya gelenlere önce şu uyarıyı yapmak zorundadırlar:
“Biz ancak imtihan için gönderildik, sakın kâfir olma!”
Fakat insanlar bu uyarıya rağmen ısrar ederlerse, onlara büyünün nasıl yapıldığını anlatacaklardır. Bu, Kur’an’da belirtildiği üzere, insanların Hz. Süleyman Peygamberimizin hükümranlığı hakkında şeytanların uydurduklarına uymaması gerektiğini, Hz. Süleyman’ın asla kâfir olmadığını ama sihri öğretenlerin saptığını hatırlatan bir kıssadır.
Bu yeri öğrenen Babilliler, uyarılara kulak asmayıp onlardan karı kocanın arasına nifak sokma, düğümlere üfleme gibi birçok büyüyü öğrenecektir. İşte büyü dünyaya bu yolla dağılacaktır. Zühre’nin sonrasında adına tapınaklar yapılacak ve buralarda Zühre tanrısına tapanların, tıpkı onun gibi fahişelik yaparak Zühre tanrısından medet umacağını rivayetlerde göreceğiz. Zühre’nin hikayesi Türkçemize “zührevi hastalıkların” da adını aldığı yer olarak düşmüştür.
Umarım sizleri bu konuda bilgilendirebilmişimdir. Kendinize iyi bakınız, Allah’a emanet olunuz.
Not: Kaynakçaların bazıları İslamiyet haricinde diğer dinlerin anlatılarını içeren kitaplar olduğundan vesile olmamak adına paylaşılmamıştır. Konuyu araştırmaya devam etmek isterseniz genellikle bu gibi kaynakların önünüze çıkacağını bilmenizi isterim.